Müslüman kardeşlerim! Bundan önceki hutbede, ben kelimeyi tayyibe hakkında sizlere bir şeyler anlattım. Bu gün bu kelime hakkında biraz daha açıklama yapmak isterim. Çünkü, bu kelime İslâm'ın esasıdır. Temelidir, insan, bu kelime vasıtasıyla İslam halkasına girer, yahut da bunu inkâr etmekle İslâm halkası dışında kalır. Bu kelimeyi iyi bilmeyen anlamayan kimse, bu kelimeyi tam manası ile anlamadıkça hakiki müslüman olamaz. Hakiki müslüman olamayınca da kendi yaşayışını bu kelimenin mefhumu ve medlulüne uygun olarak tanzim edemez.


Hak Teâla, Kur'an-ı Kerim'de bu kelimeyi şu şekilde tavsif buyurmuştur:
— Görmedin mi ki Allah kelimeyi tayyibe için nasıl misal verdi? Bu bir temiz ağaç gibidir ki onun kökü sabit (sağlam) ve dalları göklere çekilmiştir. Rabbinin izniyle de her an meyve vermektedir. Olur ki halk hatırlar diye Allah bu misalleri verdi. Kelimeyi habisenin (kötü söz) misali de habis (kötü) ağaç gibidir. Yerin yüz kısmında barınır, karârı (sağlamlığı) yoktur. İman etmiş bulunan kimseleri Allah, dünya ve ahiret hayatında sabit söz üzerine sağlam kıldıydı. Haksızlık edenleri ise sapıttırır. İşte Allah her istediğini yapar. (İbrahim 24 -27)


Yani kelimeyi tayyibe iyi bir ağaç gibidir ki, kökü yerin derinliklerine kadar inmiş, iyi ve sağlam bir şekilde oturmuş, dalları, budakları göklere çıkmış, her zaman da Rabbi Teâla'nın emriyle meyve vermektedir. Bunun hilâfına kelimeyi habise de (kötü söz) yani kötü inanç, batıl itikad da yalan söz de kötü ağaca benzer ki, bunun kökü, yerin derinliklerine kadar gitmeyip, yerin yüzünde kalmıştır. Bir işaretle kökünden sökülmesi mümkündür. Çünkü bu ağacın kökü sağlam değildir.


Bu öyle bir eşsiz misaldir ki, siz bunun üzerinde düşünürseniz çok büyük bir ders almış olursunuz. Bir kere bakınız, sizin karşınızda iki çeşit ağaçtan misal verilmiştir. Birisi Enbe (Hind Pakistan'da bir meyve ağacı) ağacı. Bakınız ne kadar da sağlam, iri yarı bir ağaç. Bakınız yüksekliği nerelere ulaşıyor. Ne kadar da dal budağı yayılmıştır? Ne kadar da güzel ve tatlı meyve veriyorlar? Bu mesele nasıl oluyor? Şunun için oluyor ki kökü kuvvetlidir. Bu ağacın ağaç olmak hakkı vardır. Bu hakkı da şunun için kazanmıştır ki, bu ağaç yerin toprağından, havadan sudan gecenin serinlik ve gündüzün sıcaklığından hakkıyla istifade eder. Onun için her şey hakkıyla verilmiştir. İstediği her şey verilmiştir. Bunun için de o da hakkıolarak gücünü kuvvetini kullanarak koca ağaç olmuş ve tatlı meyveler vermekte ve ispat etmektedir ki bu ağaç ağaç olmak için hak kazanmıştır. Dünyanın kuvvetini de toplasanız bu ağacı yerinden söküp atmak kolay olmayacaktır. Belki onu böyle yapan bu ağaca gıda verip gelişmek için bütün imkânları kullanmış, yeri, suyu ve havayı bu ağacın hizmetine vermiştir. Çünkü bu ağaç iyi ağaçtır, işe yarar ağaçtır.


Bunun karşısında bu kere çalı çırpıya gelelim. Herca'i kendinden güveren çalı çırpıya. Bunların durumu şudur. Bir çocuk bunların bir tarafından tutup çekerse kökten çıkarlar. Bunların durumu öyle ki yumuşak bir rüzgâr bile bunları köklerinden söküp almağa kâfi gelir. Bunun bir tarafına el sürmek isterseniz elinize diken batar. Meyvesi varsa ağzınıza olmak isterseniz ağzınızın tadını bozar. Allah bilir bir kaç günde bu gibilerinden kaçı yetişir ve kaç gün ömür sürerler? Niçin bunların hali böyledir? Çünkü, bunlar «enbe» ağacı gibi kuvvetli ağaç değillerdir. Bunlar iyi ağaçlar değildir. Kökleri yerin derinliklerine inmiş değil, sağlam değildir. Yerin yüz kısmında şurada burada gelişmek istemiştir. Böyle olunca da ne yerde ne de gökte kimse bu çalı çırpı için bir hak tanımamaktadır. Çünkü, ne yerin derinliklerine köklerini uzatabilmişler ne de yerin derinliklerinin suyunu emebiliyorlar, ne de yerin derinliklerinden kendileri için besin temin edebiliyorlar. Havadan da layıkı veçhiyle istifade edemiyorlar. Hele bu kötü bitkiler, tadı kötü zehirli meyve verdikleri gibi çoğu da dikenlidir. Buradan da anlaşılmış oluyor ki, yerin ve göğün kuvvetleri, bu gibi bitkilere hizmet edecek değillerdir. Ne kadar yaşayacak olurlarsa bunu da ganimet bilmelidirler.


Bu iki misali sizlere izah ettim, şimdi siz kendiniz düşününüz kelimeyi tayyibe ile kelimeyi habisenin arasındaki farkı kendiniz anlamış olursunuz.


KELİMEYİ TAYYİBE NEDİR ?
Kelimeyi Tayyibe nedir? Bu, doğru sözdür, öyle bir doğru söz ki, dünyadan bundan daha doğru söz bulunamaz. Bütün dünyanın Maliki biricik Allahü Teâla'dir. Bu husus için, her şey, yerde de gökte de bulunan her şeye buna şehadet eder. İnsan da, hayvan da ağaç da, taş da kumların taneleri de, şu yayılmış bulunan nehir de parlayan güneş de, her şey, her tarafa yayılmış bulunan her şey, şehadet ederler ki, kendilerini Allahü Teâla'dan başka, kimse yaratmamıştır. Bunlardan acaba hangisini Allahü Teâla'dan başka birisi yaratmıştır? Acaba Allah’tan başka bunları kim geliştirmiş, ortaya çıkarmıştır? Bunları yaşayan kimdir? Allah’tan başka acaba kim bunları yok edebilecek ve ortadan kaldırabilecektir? Bu itibarla, bütün dünyayı Allahü Teâla yaratmış olduğuna göre, ve bütün dünya Allahü Teâla'nın inayeti ile ayakta durduğuna nazaran, bütün kâinatın Maliki ve Hakimi de Allahü Teâla olduğuna binaen, o zaman siz de diyeceksiniz ki, bu dünyanın ve kâinatın bir tek Allah'ından başka tanrısı yoktur. Yerde de göklerde de, kâinatta da her ne var ise, onundur deseniz elbette doğru söylemiş olursunuz. Biz de sizin bu doğru sözünüze şehadet eder ve bunu tasdik eyleriz. Ne zaman siz o yaratıcının karşısında baş eğerseniz, kâinatın bütün varlıkları da sizinle birlikte baş eğerler. Çünkü her şey de ona ibadet eder, ona kulluk eyler. Ne zaman siz onun emrine fermanına boyun eğerseniz, yer de gök de, ve her şey de sizinle birlikte boyun eğerler. Nitekim bunların hepsi de Hak Teâla'nın emrinde ve fermanında boyun bükmektedirler. Ne zaman siz O'nun göstermiş olduğu yolu tutup giderseniz, bilesiniz ki siz bu yolda yalnız değilsiniz belki kainatın sayısız orduları sizinle birlikte bu yolu tutmaktadırlar. Güneşten tutun da en ufak zerreye kadar, her şey ve her mevcut.Ne zaman siz Hak Teala’ya güvenirseniz, o zaman hiç kimseye güvenmeye ihtiyacınız kalmaz. Çünkü o yerin ve göğün bütün hazinelerinin sahibidir. Hulasa şu hakikati da göz önünde bulundurmanız icab eder ki kelimeyi tayyibeye insan iman eder sarılırsa ve yaşantısını buna göre düzenlerse, yerin ve göğün kuvvetleri o kimseyle olur, ona yardım eder. Bu kimse hiçbir zaman başarısız olmaz.


KELİMEYİ HABİSE NEDİR ?
Şu demektir ki, bu dünyanın her hangi bir sahibi yoktur ya da Allah’tan başka bazı ilahlar da vardır. Şimdi düşünün bakalım bundan daha büyük saçma sapan söz ne olabilir? Yerde ve göklerde, acaba bunu kim tasdik eder ve doğrular? Ateistler (dehriye) diyorlar ki Hak Teâla yoktur. Fakat yerin ve göklerin bütün varlıkları, bunları yalanlarlar, tekzib ederler, Siz yalan söylüyorsunuz derler. Bizi de sizi de yaratmış olan Allahü Teâla'dır. İşte sizin şu yalan söylemeğe alıştırmış bulunduğunu dili o Allahü Teâla size vermiştir. Müşrikler de diyorlar ki, uluhiyyete, başkaları da başka tanrılar da Allahü Teâla ile ortaktırlar. Başkaları da rızık vermektedir. Başkaları da malik, sahibtirler. Başkaları da nasib verirler veyahut da nasibi kapatırlar. Diğerleri de fayda ve zarar verdirirler. Diğerleri de duaları duyarlar ve kabul edeler. Diğerleri de murad verirler. Diğerlerinin de korkulmağa liyakatleri vardır. Başkaları da güvenilmeğe lâyıkdırlar. Bu uluhiyet işinde başkalarının da hükümleri yürümektedir. Allahü Teâla'dan başkalarının da emirleri ve hükümleri itaat edilmelidir. Onların da kanunları yürümelidir. Bunun da cevabında yerde ve göklerde ne varsa hepsi siz yalan söylüyorsunuz derler.


Sizin söylediklerinizin hepsi de hakikat hilafi tamamen yalandır. Şimdi gelin de siz düşünün bir kere. Bir kimse, çıkıp da boşu boşuna kendi kendine yetişen çer çöp mahiyetinde bitkilerdir Bir parça şurada burada su almış yetişmiş, bir parça havadan istifa bunların yolunu tutar ve yaşayışını buna göre ayarlarsa, dünyayı ve ahireti nasıl güllük gülüstanlık görebilecektir. Hak Teala kendi rahmi keremiyle bu gibi kimselere fırsat verir, mühlet verir, bunların rızıklarını vermekte devam eder. Nitekim, yerin ve göklerin kuvvetleri bu gibisini beslerler, kendilerine yararlı olurlar. Çalı çırpı, çer çöpün beslendikleri gibi, kendiliğinden şurada burada güveren hercayi bitkiler gibi, yetişirler gelişirler; ama kâinatın varlıkları bunlara her hangi bir önem vermeyip bunların yaşayışında bir hakları olduğuna kani bulunmazlar. Ne kendilerine yardım ederler, ne de kendilerinin hizmetinde olurlar. Bunlar kendi kendine yetişen hercayi bitkiler gibi, şurada burada bir ara güverir yeşerir sonra sönüp giderler. Nitekim biz bunları da misallerle sizlere arz ettik.


mevdudi